Aile

Tolan aileye öncelikle toplumsal değişme açısından bakar. “Toplumsal değişmeler hiçbir zaman aniden, doğrudan ve kendiliğinden oluşmazlar. Bir durumdan bir diğerine geçişte, başka bir deyişle eski yapının tasfiye olmaya başlayıp yenisinin oluşunu henüz tamamlamadığı aşamada doğan norm ve değerler boşluğu, sürekli olarak çoğalan, çeşitlenen ve kendilerinden farklı bir hale gelen, böylece de geçişi kolaylaştıran sayısız ara-tip tarafından doldurulmaya çalışılır. Bu ara-tipler, toplumsal dönüşüm sürecinin keskinliklerinin yaratabileceği uyumsuzlukları yumuşatarak, geleneksel değerlerden modern değerlere geçişi kolaylaştıran bir tür ‘tampon mekanizma’ oluşturmaktadır. İşte günümüz Türk ailelerinde yaşanmakta olan dönüşüm sürecinde, böylesi ara-tiplerin giderek daha çok görülmeye başlandığı gözlemlenmektedir.” Böylece Tolan, Türk aile yapısına ikili bir görev yükler. Türk ailesi bir yandan hem üretim ve tüketim, hem türün idamesi işlevini sürdürürken toplumsal değerleri ve cinsel rolleri yeniden üretmektedir. Ancak diğer yandan toplumsal değişmenin kaçınılmaz dönüştürücü etkisiyle giderek çoğalan, çeşitlenen ve farklılaşan aile tipleri olgusu gözlemlenmektedir. Bu bağlamda aile toplumsal değişmenin hem aracı hem engeli olmuştur. “Ancak aile açısından anlamlı ve köklü toplumsal değişmeler için 1950’li yılları beklemek gerekmiştir. Bu yıllara kadar Türk toplumunda yaygın olan aile tipi, geleneksel geniş ailedir. Bu aile tipinde, ana-baba ve çocukların dışında, kadın ya da çoğunlukla erkeğin ebeveynleri veya diğer akrabalarından bazıları aynı çatı altında yaşarlar. Ataerkil ilişkilerin egemen olduğu bu ailenin temel işlevi, kendi kendine yeterli bir üretim birimi olmayı sürdürmesidir. Bu geleneksel yapı içerisinde kız ve erkek çocukların toplumsallaşmaları, temel ve kesin farklılıklar çerçevesinde gerçekleşir; bu durum geleneksel ailelerin, gerek kendini, gerekse toplumsal değer ve normları yeniden üretmesinin en önemli aşamasıdır. Böyle bir yapı içerisinde gelişen geleneksel roller, mevcut üretim kalıplarının ve toplumsal düzenin değişikliğe uğramadan sürdürülmesi için vazgeçilmez bir ön koşul oluştururlar. Bu düzenin sarsılarak dönüşmeye başlaması, sınırları keskin bir biçimde belirlenmiş geleneksel rollerin de değişmesine yol açar ya da en azından zemin hazırlar. Ancak dönüşümün ilk aşamalarında temele ilişkin değişiklikler değil, mevcut rolün daha iyi yerine getirilebilmesi yönünde talep ve uygulamalar söz konusudur. Örneğin kadınlar, ancak analık rolü aracılığıyla toplumda statü sahibi olunabileceği normunu sorgulamak yerine, bu rolün gereklerini daha iyi uygulayabilmek için eğitim olanaklarının arttırılmasını ister ve bu yönde çaba gösterirler.”

Tolan, ailedeki cinsel rollerin dönüşümüne ilişkin görüşlerinde sosyo-ekonomik dönüşümleri önemli bir etken olarak ele alır. “Kentleşme, sanayileşme ve kapitalistleşme süreci içerisinde aile, geleneksel yapısındaki işlevlerinden bir çoğunu ve toplumun temel kurumu olma özelliğini giderek yitirmektedir. Ailenin toplum içerisindeki merkezi rol ve konumunun sarsılmasındaki en önemli etken, üretimin ailenin tekelinden çıkarak, çoğunlukla daha büyük ve kâr amaçlı işletme birimlerinde yapılmaya başlanmasıdır. Böylece toplumda aile işletmeleri ile yaygın bir rekabete girebilecek kapitalist işletmelerin çoğalmaya başlaması, aile ile toplum arasındaki ‘uyumlu ve olumlu’ ilişkileri bozmuş, bir çeşit çatışma ortamı yaratmıştır. Aile, varlığını sürdürebilmek ve üyelerinin gereksinimlerini karşılayabilmek amacıyla yapısında ve işlevlerinde değişiklik yapma zorunluluğunu duymuş, yeni toplumsal koşullarla uyum yapmaya çalışan bir kurum haline dönüşmüştür. Yapısal değişmeler ve uygulanan politikalar, aileyi kimi zaman destekler, kimi zaman da tehdit eder durumlar yaratmıştır. Kırdan kente göç ve toplumdaki hızlı değişme ile birlikte geleneksel ailenin bazı temel değerleri çözülmüş ve aile, kendisine yeni denge ve uyum mekanizmaları yaratmaya çalışmıştır.”
Tolan, değişme sürecindeki aile yapısını üç temel tipe ayırır: “Kır ailesi”, “geçiş ailesi” ve “kent ailesi”. “Kır ailesi” bir üretim biçimi olarak varlığını sürdürmektedir. Ancak erkek ve kadın ücretli emeğinde önemli değişiklikler söz konusudur. Göçün birinci aşamasında erkek emeği kente yönelmiş, kadınlar köyde kalarak üretim işlerini yürütmüşlerdir. Erkeklerin mutlak otoriteleri çözülmeye başlamıştır. Geniş aile yapısı burada köyden kente göç ve geçici parçalanma durumunda da dayanışma ve karşılıklı yardım ilişkileri çerçevesinde devam etmektedir. Öte yandan, özellikle kentsel alanlarda gecekondu bölgelerinde gözlemlenen “geçiş ailesi”, geleneksel ve modern aileler arsında kalmış bir kültürün ürünü olan aile tipidir. Doğal olarak, kent ortamının yarattığı baskı ve dışlama etkisine karşı, gecekondu ailesinde yardımlaşma ve dayanışma gelişmiş, aile bağları neredeyse köyde olduğundan daha sıkı hale gelmiştir. “Kent ailesi” oldukça geniş bir sosyo-ekonomik yelpazedeki aile tiplerini kapsamaktadır. Ancak tipik örnek olarak, yarı eşitlikçi ve laik yapıdaki küçük burjuva ailesi ele alınabilir. Genelde bakıldığında, kadın emeğinin işgücüne katılım oranının en yüksek olduğu kesimin bu kategori olduğu ve bunun sonucunda, kadının statüsünün ekonomik ve toplumsal anlamda iyileştiği görülmektedir.

Aile içerindeki geleneksel rollerin değişmesine neden olan bir diğer önemli öğe de medyanın etkisidir. 1992 yılında tamamladığı “Medyalarda Kadın ve Aile İmgesi” çalışması bu konudaki kapsamlı çalışmalardan biridir. (Tolan, 1992: 32-47) Tolan bu çalışmasında 1980’li yıllarda hızlanan toplumsal dönüşüm ve yeniden yapılaşma sürecinin, kitlesel etki alanı gittikçe büyüyen medyalarda, özellikle televizyonlarında nasıl yansıyıp görüntülendiğini burada sunulan aile imgeleri aracılığıyla göstermiştir.

Bütün eserlerinin temelinde Tolan daima toplumsal gerçekliğin verileriyle beslenmeye özen göstermiş, savlarını çoğu zaman kendi çalışmaları saha araştırmalarının verileriyle desteklemiştir. Spekülatif yaklaşımlardan özenle kaçınan Tolan, toplumsal gerçekliğin ölçümlemesine dayanmayan çözümlemelerin toplumbilimsel niteliğinden kuşku duymuştur.

Son Yazılar

4. Barlas Tolan Konferansları

Değerli meslektaşlarımız, dostlarımız, öğrencilerimiz

Galatasaray Üniversitesi’nin fikir babalarından, kuruluşunda ve gelişmesinde büyük emek sahibi olan, Sosyoloji Bölümü Kurucu Bölüm Başkanı Prof. Dr. Barlas Tolan’ ı kaybedişimizin dördüncü yılını 8 Aralık 2018 günü doldurduk.  2015 yılında değerli hocamızın anısına başlattığımız Barlas Tolan Konferansları dizisinin bu sene dördüncüsünü  düzenliyoruz.  Galatasaray Lisesi’nin  150. yıl etkinlikleri ve Galatasaray  Üniversitesinin kuruluşunun 25. yılı olması  nedeniyle,  konferansımızın  konusunu  ‘Mekteb-i Sultani’den Üniversiteye Bir Eğitim Kurumu Olarak Galatasaray’ olarak belirledik.  20 Aralık 2018, Perşembe günü Galatasaray Üniversitesi Aydın Doğan Oditoryumunda gerçekleşecek olan konferansımıza hepinizi bekliyoruz.

Davetiye ektedir.

  1. 3. Barlas Tolan Konferansları Bir Cevap Yazın
  2. 2. Barlas Tolan Konferansları Bir Cevap Yazın
  3. 1. Barlas Tolan Konferansları Bir Cevap Yazın
  4. Barlas TOLAN’ı kaybettik… Bir Cevap Yazın