Anomi ve Yabancılaşma

Barlas Tolan’ın en özgün yapıtlarından birisi, Çağdaş Toplumun Bunalımı: Anomi ve Yabancılaşma başlıklı kitabıdır. Bu eser, esas olarak Tolan’ın 1979’da ‘doçentlik tezi’ olarak hazırlamış olduğu çalışmanın gözden geçirilmiş ve genişletilmiş halidir. İlk basımı, aynı yıl Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Toplum Bilimleri Araştırma Enstitüsü Yayınları arasından yapılan kitap, gördüğü geniş ilgi üzerine, 1981’de ikinci kez basılmıştır. Türkiye’nin birçok yüksek öğretim kurumunda temel başvuru kaynaklarından birisi haline gelmiş olan Çağdaş Toplumun Bunalımı, yazıldığı dönemin koşullarının özgüllüklerini içermesine karşın, hâlâ dikkate değer bir ilgi çekebilmektedir. Bu ilginin başlıca nedeni, eserin son derece analitik bir yapı ve hayli kapsayıcı bir plan üzerine inşa edilmiş olmasıdır. Bununla birlikte, konuyu yeteri genişlikte, birçok temel boyutuyla, ama gereksiz ayrıntılara dağılmadan toparlayabilen yaklaşımı, Çağdaş Toplumun Bunalımı’nı Türkiye’nin toplum bilimleri akademik çevrelerinde aranan bir başvuru kitabı haline getirmiştir. Kuramsal kuruluşu ve yöntembilimsel yaklaşımı itibariyle, bu eserin, konu ile ilgili başlıca düşünürlere yaklaşık olarak eşit mesafede durabilen bir özellikte olduğu görülür. Zaten bu tavır, Tolan’ın diğer çalışmalarında da saptanabilen bir özelliktir. Bir düşünce akım veya okulunu sadık bir mürid gibi izlemekten ziyade, bunların gerekli olduğu ölçüde çıkarsamalarından özgün bir bileşim elde etmek, Tolan’ın çoğulcu bakış açısının kanıtı sayılabilir. Kuşkusuz, her toplumbilimci gibi, Tolan’ın da daha yakın durduğu, düşünsel yörüngesini yakınına oturttuğu kuramsal bağlamlar vardır. Ancak, Tolan, araştırma nesnesinin kendine özgü kuramsal gereklerinin de genellikle farkındadır. Bu gereklere uygun bir yaklaşımı inşa etmek, onun ilk kavramsallaştırma sırasında benimsediği bir ilkedir. Bununla birlikte, Barlas Tolan’ın ‘toplumbilimsel düşün’ünün elbette teşhis edilebilir bazı temel özellikleri vardır. Tolan, kökeni Durkheim’cı bir toplum ve toplumbilim anlayışına kadar giden varsayımsal-indirgemeci bir yaklaşımdan yana ağırlığını hissettirir. Böylece, araştırma nesnesi, Durkheim’ın tarif ettiği gibi, önceden tanımlanmaya, bize görünen dışsallıkları üzerinden, varsayımlarla ‘araştırılabilir’ kılınmaya çalışılır. Anomi olgusunu değerlendirme çabası da böyle bir bakış açısıyla bütünleşir. Zaten bizatihi ‘anomi’ olgusunun kendisi, bir toplumsal bütünleşme sürecini yapısal unsurlarla betimleme girişiminin bir yansımasıdır. A-nomi’den bahsedebilmek için, nomos’un doğasına ilişkin saptamalar yapmak kaçınılmazdır. Kural ve normallik mefhumları, ancak onları anlamlı kılabilecek bir yapısal bütünlüğün az çok tanımlı olmasıyla mümkündür. Barlas Tolan’ın özellikle yüksek öğrenimi yaptığı 1960’lı yıllar ve daha özelde Fransa bağlamında yapısalcı eğilimlerin ne denli yaygın ve egemen oldukları hatırda tutulursa, onun bilimsel kişiliğinin biçimlenmesinde bu kökenin ne denli merkezi bir öneme sahip olduğu daha iyi ortaya serilebilir. Tolan’ın doktora çalışmalarını gerçekleştirdiği yıllar ise yapısalcılığa ilk tepkilerin filizlendiği dönem olarak adlandırılabilir. Jacques Derrida, 1968’de ünlü De la Grammatologie adlı kitabını yayınlayarak, o döneme kadar akademik çevrelerde egemenliğini koruyan yapısalcılığa karşı cihat ilân eder. Eserin önemli bir kısmı Claude Lévi-Strauss’la, Saussure’le ve Aydınlanmacı yazı geleneğiyle bir hesaplaşma niteliğindedir. Aynı yıl öğrenci olaylarının Paris’te ve köklü Amerikan üniversitelerinde patlaması elbette tesadüfi değildir; bir çağ, kurumları ve yanılgılarıyla yargılanırken, beraberinde bütün düşünsel birikimi de yadsınmaktadır. Sorbonne binası işgal edildiği zaman, Auguste Comte’un el yazmalarının tahrip edilmesi kadar simgesel bir Vandalizm sıklıkla görülmez. Barlas Tolan, bu değişme yılları boyunca, muhafazakârlığa düşmeden dengeli bir düşünsel çizgi izlemek için çaba sarf eder. Bu tavrında, göz ardı edilmemesi gereken asıl önemli etken, doktora tezini anıtsal Henri Lefebvre’in yönetiminde yazmış olmasıdır. Lefebvre, daima yakınında bulunduğu, ama her zaman eleştirel mesafesini koruyarak içine dahil olmaktan özenle kaçındığı yapısalcı kuramlara temkinlilikle yaklaşmıştır. Lefebvre’i belirleyen temel itki, daha ziyade Marksist yani çatışmacı yönelimidir. Lefebvre, kenti ve onun dolayımıyla modern dünyayı bir denge durumu olmaktan ziyade, bir çatışma zemini olarak algılamaya meyyaldir. Üstelik kent, tüketimci ‘yeni-kapitalist’ örgütlenme içinde bir küresel güç ilişkileri merkezine dönüşmektedir. Dönemin egemen kuramsal açılımlarının ideolojikleşmesine karşı çıkan Henri Lefebvre, dinleyicileri arasında Barlas Tolan’ın da bulunduğu 14 Aralık 1968 tarihli bir seminerinde, bu tek boyutlu bakış açısının yerine, biçimsel, işlevsel ve yapısal çözümlemelerin bir arada, birbirilerine üstünlük kurmadan kullanılacakları üçlü çözümleme yöntemini önerir. Doğal olarak, bu yaklaşım, öğrencisi Barlas Tolan’ı da yakından etkilemiştir.

Çağdaş Toplumun Bunalımı, öncelikle düşünsel çerçevesinin merkezinde sorunsallaştırılan anomi ve yabancılaşma kavramlarının, farklı kuramsal yaklaşımlarda nasıl çözümlenmiş olduklarına odaklanır. Bu bağlamda, Tolan, Durkheim’ın anomi kavrayışını ve bunun çeşitli toplumsal tezahürlerini betimler. Bu amaçla, yapı ve bütünleşmeye dayalı bakış açısının temelini oluşturan ‘kolektif bilinç’ kavramını irdeler. Tolan, bu bağlamda, kolektif bilinç ile dayanışma ilişkisine, oradan da adalet hissine değinir. Durkheim’a göre, işbölümüne dayalı bu değerler, bir toplumun kuruluşunun vazgeçilmez unsurlarıdır. Tolan, bu kavramsal girişten sonra, kolektif bilincin çözülmesi veya zayıflaması durumunda ortaya çıkan belirtileri tartışmaya girişir. Bu belirtilerin en anlamlılarından birisi intihar eylemidir; zaten Durkheim’ın intiharı özel bir inceleme konusu yapması boşuna değildir. Durkheim, en bireysel ve patolojik olanın içinde dahi toplumsalı görmeyi, onun nüfuz edici karakterinin sınırlarının sonuna gitmeyi hedeflemiştir. Nitekim İntihar adlı çalışması bu yaklaşımdan yola çıkarak düşünülmelidir. Durkheim’ın anomi kavramından yaygınlıkla bahsetmesi, hatta tipolojisinde ‘anomik intihar’ kategorisine yer vermesi, kolektif bilincin bir arada tutucu gücündeki aşınmanın yola açabileceği yönsüzleşme durumunun, intihar kadar köktenci bir davranışa dahi yol açabileceğine olan inancını gösterir. İntihar, her türlü buhran döneminde artış gösterir; bu, o buhranın iyi veya kötü olmasıyla ilgili değil yalnızca bir değişme süreci olmasıyla ilgilidir. Aslında Tolan da, yüzyıl kadar sonra, kendi toplumsal gerçekliğine, benzer bir pencereden bakmaktadır. Nitekim, kitabın yazıldığı yıllar, Türkiye için bir toplumsal karmaşa ve belirsizlik dönemidir. Geleneksel toplumsal örgütlenme biçimleri hızla çözülmekte, ancak yerlerine henüz tam anlamıyla ve toplumsal uzlaşma zemininde oluşan yeni yapılar gelememektedir. Hepsinden önemlisi, kırsal-geleneksel toplum değerleri kısmen yok olmakta, kısmen biçim değiştirerek kentli yaşam örüntülerinin içine dağılmaktadır. Bu süreç, görece hızlı gerçekleşen kırdan kente göç olgusunun kaçınılmaz sonucudur. Barlas Tolan’ın, temel kentleşme sorunsalı bağlamında, bu yapılar ve değerler dönüşümü daha anlamlı hale gelir. Tolan, 1945-50 döneminden itibaren hızla gelişen kentleşme sürecini, toplumbilimsel bağlamda tartışmaya başlayan kuşağın mensubu olması hasebiyle, anomi kavramına özel bir hassasiyetle eğilmiştir. Bir anlamda, o yıllarda toplumbilim çalışmaları yapan bir Türk aydını için, kentleşme alanında düşünmek, neredeyse kaçınılmaz bir çeşit bilimsel görev gibidir. Tolan, aynı düşünsel çizginin devamında, Durkheim’ın yaşadığı çağa dikkat çeker, tutucu olarak algılanabilecek kavramsallaştırmalarına karşın modern toplumun geleceği konusunda isabetli öngörülerde bulunduğunun altına çizer. Bununla birlikte, bu yapıtın en özgün yanlarından biri olan eleştirel diyalektik yaklaşımı, bu noktada da saptayabiliriz: Tolan, bir yandan Durkheim’ın anomi kavramının çeşitli eleştirilerine yer verirken, diğer yandan, kavramın, Durkheim’ın kendi toplumbilimsel düşünsel evrimi içindeki değişmelerine de yer verir; kısaca onu sabit bir kavram olarak kabul etmekten özellikle kaçınır.
Anomi kavramının tartışılmasının ikinci adımı olarak, Barlas Tolan, Merton’cı yorumu ele alır. Merton’ın anomi kavramını yeniden değerlendirişi, Durkheim’ınkinden farklı olarak, sapma davranışına odaklanır. Kendi toplumsal koşullarına da son derece uygun olarak, yüzyıl sonu Fransa’sında toplumsalın, 1930’lar A.B.D.’sinde ise bireyselin belirleyici unsur ve toplumsal eylem birimi olarak algılanması kaçınılmazdır. Merton’a göre, sapma, kültürel hedefler ile normlar arasındaki ayrışmalardan kaynaklanır. Bu anlamda, anominin kavramsallaştırılması ve kullanımı, doğal olarak böyle temel bir farklılık göstermiştir. Tolan’ın kapsayıcı yaklaşımı, o döneme dek belli başlı birçok düşünürü, bu iki ana anomi kuramı üzerine geliştirdikleri tartışmalarla, eserine dahil eder. Geniş Anglo-Sakson yazınının yanı sıra, Durkheim ve Merton yaklaşımlarına ek olarak, Parsons’ın yapı ve eylem anlayışını da ekleyerek bir bileşim çabasına giren François Chazel’in özgün yaklaşımını da içeren bir çoğulcu tavır sergiler. Zaten bu, Tolan’da mevcut olan genel bir yöntembilimsel tercihtir: Keskin bir duruş yerine, çoğulcu bir sentezi arar, Chazel’in yaklaşımına da bu nedenle yer vermiştir. Hatta buradan, Türkiye için adı konmamış teşhislere varmak ister. Tolan’a göre, toplumsal değişmenin hızı ve şiddeti, anomik ortamın yaratılmasında doğrudan katkı yapar.

Tolan, izleyen bölümde, ikinci anahtar kavramına yabancılaşmaya yönelik benzer bir eleştirel tartışmayı açar. Yabancılaşmanın en klasik tanımına, Marx’ın kuramını ayrıntılı bir şekilde serimleyerek, öncelikle, kavramsal açıklık sağlamaya çalışır. Bu bağlamda, emeğin yabancılaşmasının nasıl metâ fetişizmine yozlaştığının altını çizen Tolan, yalnızca Marx’tan değil, ondan esinlenerek yabancılaşma kavramını derinleştiren Marcuse ve Mills’in birbirinden farklı bakış açılarına da değinerek, yabancılaşmanın kuramsal çatısını büyük ölçüde kurmuş olur. İlerleyen bölümlerde, anomi ve yabancılaşma kavramlarını bir arada ve birbirleriyle olan etkileşimsel ilişki düzeyinde yorumlayan Tolan, sapma davranışı bağlamında anomiye özel bir yer verir. Yabancılaşmayı ise, yalnızca maddi üretim temelinde değil, zihinsel yaratım ve ilişkiler boyutunda da tartışır. Bu kapsamda Frankfurt Okulu ve Lukàcs temelli ‘şeyleşme’ kavramına ve köleleşme olgusuna önem verir. Şeyleşme (réification) ve anomi arasındaki bağlantıyı irdeleyen Tolan, emek mücadelesinin nisbeten güçlenmiş olduğu yıllarda kaleme aldığı bu kitabın ikinci basımının, ironik bir şekilde bu özgürleşme sürecine çok kökten ve yok edici bir darbe vurulduğu bir zamanda yaparak, her iki dönem için de mânidar bir bilimsel saptama yapmış olur. Barlas Tolan’ın bu çalışması, işçi haklarının acımasızca ve gözü dönmüş bir liberal ‘hân-ı iştihâ’ ile tırpanlanacağı kritik dönemin başında hayli anlamlı bir şekilde, toplumbilim yazınına değerli bir katkı yapmıştır. Zira, Tolan, yalnızca anomik ortamı teşhis etmekle yetinmez; bunun bir yazgı olmadığını, değiştirme olanakları yaratılabileceğini , üstelik yabancılaşma kavramının bilimsel tartışmasını da yaparak belirtir. Bu açıdan bakıldığında, Tolan’ın, günümüzde örneklerini sıklıkla gördüğümüz kuru ve nötr bir dile sığınan, tavırsız bilimsel çalışmalardan çok farklı olarak, bilim insanı kimliği kadar aydın sorumluluğunu da müdrik olduğunu iddia edebiliriz. Diğer yandan, Tolan, o döneme özgü propagandacı kabalığında sözüm ona bilimsel çalışmaları güncel politika diline kurban etmekte beis görmeyenlerin düştüğü hataya da düşmez. Bu yaklaşımını, anomi ve yabancılaşmanın bir çeşit modern insanlık durumu olarak kavramsallaştırılması yolunda pekiştirecek örneklere yer verir. Bu doğrultuda, kapitalist düzende olduğu kadar sosyalist düzende de anomi ve yabancılaşmanın görülebildiğine dair örnekler verir. Böylece, kavramları diyalektik bir eksene oturttuğu gibi, yine günümüzde, kimilerinin ısrarla erdemini vurguladığı spekülatif ‘sosyal felsefe’ haline getirmekten özenle kaçındığı toplumbilim kavrayışı çerçevesinde, çalışmasını bir salt kuramsal derlemeden ibaret tutmaz; görgül veriler, somut deneyimler ve toplumsal gerçeklik göstergeleriyle destekler. Kitabın son alt-bölümlerde, Tolan, toplumsal sorumluluğunu, konunun kendi kültür bağlamıyla daha doğrudan ilişkisini göstererek yapar: Genellikle sanayileşmiş ülkelerin sorunlarından yola çıkılarak yapılan anomi ve yabancılaşma çözümlemelerini temkinlilikle okumak gerektiğini ve bu özgün gelişme modellerinin kendilerine özgü bunalım biçimleri olabileceğinin altını çizer. Burada, özellikle kırdan kente göç, sanayi-temelli olmayan bir kentleşme sürecinin yarattığı özel bir anomik ortamın belirtilerini gözlemlemeye çalışır. Bugünü doğru değerlendirmek için çok anlamlı saptamalarını 1970’lerin sonunda yapan Tolan, hâlâ tam olarak anlaşılamamış olan çoklu değişme olgusundan bahseder: Türkiye gibi toplumlar, kentleşme sürecinde yalnızca sanayileşme veya yalnızca kırdan kente göçü değil, modern-öncesi üretim ve örgütlenme biçimleri de dahil olmak üzere, bir çok değişme sürecini aynı anda yaşamak zorunda kalmaktadırlar. Üstelik bugün buna, küresel pazara eklemlenme zorunluluğu da eklenmiş durumdadır. Nitekim Tolan da, Çağdaş Toplumun Bunalımı’nda bu sorunu, kent özelinde vurgular. Ayrıca Mübeccel Kıray’ın ‘tampon mekanizma’ kavramına da yer vererek Türkiye’ye özel anomik durumu betimler. Bu konuda da hayli çoğulcu bir yaklaşımı olan Tolan, ideolojik olarak farklı bir konumda bulunan Cemil Meriç’in ‘anarşi’ olarak adlandırılan gençlik olaylarının aslında anomi kaynaklı olduğuna dair saptamasına da bu incelemesinde yer verir. Nephan Saran, Turhan Yörükan gibi toplumbilimcilerin, gençliğin kendi özelliklerine ve gecekondulaşmaya dayanan yaklaşımlarını da dışta bırakmayan Barlas Tolan, derlemecilik noktasında takılmadan, bütün bu farklı görüşlerden kendi özgün duruşunu türetir. Bu noktada ise, adını koymasa da (eserin 1979’da yazılmış, 1981’de gözden geçmiş olduğu unutulmamalıdır) küreselleşme sürecinin gelmekte olan travma yaratıcı etkilerinin altını çizer. Tolan, modern toplumun vardığı aşamada bir tüketim-yoğun dünya ile çevrili hale geldiğini, geçiciliğin, kırılganlığın, yaşamın her alanına hızla nüfuz etmekte olduğunu belirtir. Türkiye için ise daha özel bir saptama yaparak, modernleşme sürecinin, günümüzde ivmesinin arttığını, bunun kaçınılmaz olarak bireyde kırılma ve bozulmalara yola açtığını, ama son tahlilde, bunun doğal bir olgu olarak karşılanması gerektiğini ifade eder. Bu, tam olarak bir toplumbilimci tavrıdır; olguları duygusal veya anlık durumlarıyla değerlendirmeden, güncel politik tartışmaların parçası yapmadan, toplumsal değişmenin doğal tezahürleri olarak değerlendirir. Anomi ve yabancılaşma, ancak tek yanlı ideolojik bakışlardan kurtulmuş bir toplumbilimsel çözümlemeyle, çoklu bir nedensellik kavrayışı içinde anlaşılabilir, Çağdaş Toplumunun Bunalımı’nda, Tolan’ın ortaya koymaya çalıştığı sorunsal, savlar ve yöntem böyle bir yaklaşımın ürünüdür. Geçiciliğin , ötekine mesafelenmiş insan ilişkisinin en uç örneklerine, en gayrı-insani yaşam pratiklerine sıklıkla rastlamaya başladığımız günümüze dair, otuz yıla yakın bir süre önce verilmiş öngörülü bir uyarı olarak düşünebileceğimiz Çağdaş Toplumun Bunalımı, C.Wright Mills’in tarif ettiği toplumbilimsel düşünün (muhayyile), Türk toplumbilimindeki en anlamlı örneklerinden sayılmak gerekir. Bireyin yabancılaşması üzerine düşünüşü, Tolan’ı ister istemez bir sosyal psikoloji kavrayışına doğru yönlendirmiştir.

Son Yazılar

4. Barlas Tolan Konferansları

Değerli meslektaşlarımız, dostlarımız, öğrencilerimiz

Galatasaray Üniversitesi’nin fikir babalarından, kuruluşunda ve gelişmesinde büyük emek sahibi olan, Sosyoloji Bölümü Kurucu Bölüm Başkanı Prof. Dr. Barlas Tolan’ ı kaybedişimizin dördüncü yılını 8 Aralık 2018 günü doldurduk.  2015 yılında değerli hocamızın anısına başlattığımız Barlas Tolan Konferansları dizisinin bu sene dördüncüsünü  düzenliyoruz.  Galatasaray Lisesi’nin  150. yıl etkinlikleri ve Galatasaray  Üniversitesinin kuruluşunun 25. yılı olması  nedeniyle,  konferansımızın  konusunu  ‘Mekteb-i Sultani’den Üniversiteye Bir Eğitim Kurumu Olarak Galatasaray’ olarak belirledik.  20 Aralık 2018, Perşembe günü Galatasaray Üniversitesi Aydın Doğan Oditoryumunda gerçekleşecek olan konferansımıza hepinizi bekliyoruz.

Davetiye ektedir.

  1. 3. Barlas Tolan Konferansları Bir Cevap Yazın
  2. 2. Barlas Tolan Konferansları Bir Cevap Yazın
  3. 1. Barlas Tolan Konferansları Bir Cevap Yazın
  4. Barlas TOLAN’ı kaybettik… Bir Cevap Yazın