Kentleşme

Barlas Tolan’ın sosyal bilimlere önemli katkılarından biri, kent sosyolojisi alanında yaptığı çalışmalar olmuştur. Bu konuda, kuşkusuz en önemli eseri 1968-1970 yılları arasında Paris X – Nanterre’de hazırladığı “Türkiye’de Kentleşme Sorunsalı” başlıklı doktora tezidir. Söz konusu çalışmanın dikkat çekici pek çok özelliği arasında, öncelikle tez yöneticisinin önemini vurgulamak gerekir. Barlas Tolan’ın tez danışmanı Henri Lefebvre, kentbilim alanına olduğu kadar, genel olarak 20.yüzyıl sosyal bilimlerine damgasını vurmuş bir toplumbilimcidir. Türkçe’ye de çevrilen Modern Dünyada Gündelik Hayatın Eleştirisi, Diyalektik Materyalizm ve daha da önemlisi, ne yazık ki henüz Türkçe’de yayınlanmamış olan, Mekânın Üretimi (La production de l’espace) başlıklı çalışmalarıyla çağımızın eleştirel düşünce dünyasında kilit isimlerden biri olmuştur.

‘Dönemin ruhu’nu yansıtan tezinde, Barlas Tolan, toplumbilim ve tarih perspektiflerini birleştirerek, Türkiye’deki kentleşme sürecinin yetkin ve kapsamlı bir okumasını yapmıştır. Tezin varsayımının mikro ölçeğin kısıtlayıcılığına hapsedilmesi yerine, global ve makro bir perspektife oturtulması ihtiyacını sık sık vurgulayan Tolan, bu yönelimini metodolojisinde Türk toplumuna hâkim olmuş üretim biçimlerinin tarihsel dönüşümünü anlama çabalarında göstermiştir. Bunu yaparken, Türkiye’de kent mekânı üzerinden okumaya çalıştığı toplumsal dönüşümün üzerine kurduğu sorunsalını, hem global hem kültürel zeminde inceleme iddiasında olmuş, bunu başarıyla gerçekleştirmiştir. Bu anlamda, tezi, dönemin ‘bağımlı’ toplumlarından birinin dönüşümü üzerinden uluslararası bilime önemli bir katkı olmuştur. Bu anlamda, Tolan’ın tezin girişinde “zayıflığı” olarak tanıttığı –ve belki asıl sorunsalının biraz kıyısında kalmış bir görüntü arz ettiği için, bu eleştiriyi alabilecek olan- ve kendinden sonraki çalışmalara zemin olmasını arzu ettiği tarihsel incelemesi, yine de bu açıdan önemlidir. Burada Tolan, Türk toplumu ile Türkiye arasındaki analitik ayrıma işaret eder; çünkü Türk toplumu üzerine üretim biçimleri ve ilişkileri açısından yapılan bir inceleme, Tolan’a göre, Türkiye tarihi ile sınırlı tutulmamalıdır. ‘Türk toplumu’ ayrıştırması, Asyalı kökenden gelen göçmen toplumsal yapının dinamiklerinin, yerleşik düzene geçerken geçirdiği değişme dolayısıyla ortaya çıkan üretim tarzını anlamamıza yardımcı nitelikte bir ayrımdır. Burada Tolan, yerleşik düzene geçen toplulukları, Marksist kuramın Asya tipi üretim tarzı (ATÜT) perspektifinden inceler. Böylece, günümüz Türk toplumunda kentleşme sonrası üretim ilişkilerindeki dönüşümü anlamaya çalışırken, çözümlemesine tarihsel derinlik kazandırma yoluna gider.

O yıllarda yaygın olarak kabul gören kuramsal paradigmalar çerçevesinde, kentleşmenin unilineer bir model izlediğini ve Batı toplumlarının sanayi devrimiyle yaşadıkları toplumsal değişmenin, Türkiye gibi Batı-dışı toplumlarda genel Batılılaşma süreciyle paralel ve eşzamanlı bir şekilde yaşandığını belirtir. Böylece Batı-dışı dünyada kırsal toplumdan kentsel topluma geçiş, bir “sanayileşmesiz kentleşme” süreci olarak yaşanmış ve kaçınılmaz olarak çelişkili sonuçlar üretmiştir. Hocası Lefebvre gibi Marksist bir kent okuması yapan Tolan, Türkiye’de kentleşme sürecini toplumsal gerçekliğin kent mekânına yansıması üzerinden değerlendirmiştir. Kır kökenli göçmenlerin kente uyum sorunları ve bu iki dünyanın (kırsal ve kentsel yapıların) bir araya gelmesiyle ortaya çıkan sorun ve çatışmaları incelemiştir. Bu anlamda, çıkış noktası Chicago Okulu’nun kentsel patolojiler perspektifine yakınlaşmış görünse de, Tolan bu nisbeten dar yaklaşımın ötesine geçerek, meseleye daha geniş bir açıdan yaklaşmayı tercih etmiştir.

Bu çalışmada Tolan, ikili bir çözümleme düzeyi benimsemiş, bir yandan ağırlıklı olarak kırsal bir toplumsal yapıdan kentleşmiş topluma geçiş sürecini sorunlaştırırken, diğer yandan kentsel pratik ve mekânları incelemiştir. Tolan’ın kentsel yerine “kentleşmiş” terimini tercih etmesi, kentleşme sürecinin hızlı ve kitlesel göçle beraber gelişen ve eksik sanayileşmeyle paralel giden sorunlu ve zorunlu özelliğini vurgulamak amaçlıdır. Sonuçta, Türkiye kentlerinde toplumsal gruplar arası çelişkilerin görünür olduğu “ikili kent” modellerine uygun bir yapı ortaya çıkmıştır: Böylece bir yanda batıcı seçkinlerin kenti, diğer yanda kır kökenli göçmenlerin gecekondu bölgeleri hızla çözülen eski kentin yerini almışlardır.
Kentsel mekânın bu ikili yapısı, gündelik yaşam pratiklerinde gözlemlenen çelişkilerle paralellikler sergilemektedir: İki farklı kent, iki farklı mekân, iki farklı toplumsal pratik modeli. Üstyapı düzeyinde gözlemlenen toplumsal pratikler (Tolan bunu, Lefebvre’in izinden giderek gündelik yaşam olarak okur) aynı mekânı paylaşan bu iki farklı toplumsal grubun çelişkilerini de temsil etmektedir. Bu iki toplumsal kümenin çelişkileri, böylece aynı toplumsal gerçekliğin iki yönünü sergilemekte ve bütünü anlamak için önemli ipuçları sunmaktadır.

Barlas Tolan’ın ikili kent modeli çözümlemesi, eğer bu noktada sonlanmış olsaydı, o da 1960’lı ve 70’li yıllarda Latin Amerika’da başlayan Bağımlılık Okulu yaklaşımının sonradan mâruz kaldığı ağır eleştirilerden payını almış olacaktı. Ancak o, ilk bakışta birbirinden tamamen kopuk ve içine kapanmış gibi görünen bu iki toplumsal grup arasındaki çok boyutlu ilişkileri ele alarak, bu kuramsal daralmadan incelikle sıyrılmayı başarır. Bu iki yapının, arazi spekülasyonu, kentsel planlama, eğitim, iletişim, üretim, tüketim ve benzeri çeşitli toplumsal, kurumsal ve hukuki mekanizmalarla birbirleriyle ilişkilendirildiğini gösterirken, çelişkili gibi görünmesine rağmen, bunların hem bütünleşmeci hem ayrışmacı bir işlev taşıdığına işaret eder.

Bu işlevlerin bir arada işlemelerini, saha çalışmasıyla desteklediği gecekondular üzerine tespitleriyle netleştiriyor. Tolan, gecekondulaşma olgusuna Lefebvre’in “kent hakkı” (le droit à la ville) perspektifinden yaklaşarak, tabandan gelen kente yerleşme ve kenti sahiplenme hareketi olarak yaklaşır. Bu çerçevede, Kentsel Planlama Daireleri tarafından yapılan geniş ölçekli planların, toplumsal gerçeklikten kopuk, batılı planlamalara öykünen teknokratlar tarafından yapılmalarının doğurduğu sorunu anlamamız, bu perspektiften daha kolay olabilmektedir. Söz konusu planların, bir toplumsal olgu olan gecekondululaşmayı yok sayan yaklaşımları yüzünden uygulamaya geçirilemeyişleri, bize üstyapısal bir batılılaşmayı savunan Türk burjuvazisi ve modernleşme ideolojisi üzerine de önemli sorular sordurabiliyor: Planlar, gecekondulaşma gerçeğini dikkate almadıkları için başarısızlığa baştan mahkûm olarak hazırlanırlarken, diğer taraftan uygulanamadıkları oranda başarısızlığı kabullenip “gecekondular yok edilmedikçe planlı kentleşme yapamayız” diyerek gecekondulaşmayı suçlamaktadırlar. Oysa yok sayılan gecekondular, kent hakkı talep edercesine kentsoylular tarafından oturulan bölgeleri çepeçevre çevrelemekte ve neredeyse, zaman içinde “burjuva kenti kovalayan” bir görüntü arz etmektedirler. Tolan, bu tezini zaman içinde farklı kent merkezlerinin nasıl gecekondular tarafından çevrildiğini ve merkezin bu çevrilmeden kaçarcasına nasıl başka yere kaydığını, daha sonra aynı çevirme hareketinin yeniden nasıl gerçekleştiğini krokilerle de göstererek destekliyor. Bu “çevreleme”, kentin bir yandan çok merkezli bir oluşuma dönüşmesine, diğer taraftan ise bu çok merkezliliğin arazi spekülasyonunu getirmesine yol açıyor. “Çevreleyen” ve “kovalayan” gecekondunun, kentleşmenin etkin bir aktörü haline gelmesini bu perspektiften daha net anlayabiliyoruz. Bir yandan da batılılaşma/kentlileşme ilişkisine değinen Tolan, söz konusu olanın yalnızca mekânsal bir “kovalamaca” olmadığını, bunun kültürel yansımalarını ev içleri, buralara yansıyan gündelik hayat ve tüketim pratikleri üzerinden de görebileceğimize işaret ederek etnografik bir mekân okuması yapar. Bunu yaparken, Ankara üzerine yaptığı saha çalışmasının verileri, bizce dönemin gecekondulaşma ve batılılaşmacı kentleşme arasındaki bağlantılara ışık tutması açısından önemlidir.

Barlas Tolan’ın ikili kent konusunda geliştirdiği bu açılım son yıllarda kent çalışmalarında hâkim olan “toplumsal ve mekânsal parçalanma” yaklaşımının muzdarip olduğu parçalar arasındaki ilişkiyi yok sayan, mikro odaklı vurgunun yeni bir okumasını yapabilmemiz için de önemli bir katkı sunmaktadır. Yaklaşık kırk yıl önce yazılan bu tez, bugünün Türkiye’sindeki kentsel toplumu okuyabilmemiz için ciddi ipuçları sunmaktadır. Zira, bütünleşmeci ve ayrışmacı ikilikten beslenen bu çelişkili yapı, bugün de toplumsal değişme dinamiklerini besleyen başlıca etkenlerden biri olmaya devam etmektedir. Tolan’ın kentsel yeniden yapılanma süreci içinde, makro yapıların dönüşüme odaklanmış çözümlemelere girişmesi, onun, bireyi yok sayması anlamına gelmez. Nitekim, Tolan kentleşme sorunsalına özgün bir yaklaşımla yeni bir açılım getirdikten sonra, dönüşen kentli bireyin karşı karşıya kaldığı yabancılaşma durumuna, Türkiye’ye özgü bileşimleri de hesaba katarak değinir.

Son Yazılar

4. Barlas Tolan Konferansları

Değerli meslektaşlarımız, dostlarımız, öğrencilerimiz

Galatasaray Üniversitesi’nin fikir babalarından, kuruluşunda ve gelişmesinde büyük emek sahibi olan, Sosyoloji Bölümü Kurucu Bölüm Başkanı Prof. Dr. Barlas Tolan’ ı kaybedişimizin dördüncü yılını 8 Aralık 2018 günü doldurduk.  2015 yılında değerli hocamızın anısına başlattığımız Barlas Tolan Konferansları dizisinin bu sene dördüncüsünü  düzenliyoruz.  Galatasaray Lisesi’nin  150. yıl etkinlikleri ve Galatasaray  Üniversitesinin kuruluşunun 25. yılı olması  nedeniyle,  konferansımızın  konusunu  ‘Mekteb-i Sultani’den Üniversiteye Bir Eğitim Kurumu Olarak Galatasaray’ olarak belirledik.  20 Aralık 2018, Perşembe günü Galatasaray Üniversitesi Aydın Doğan Oditoryumunda gerçekleşecek olan konferansımıza hepinizi bekliyoruz.

Davetiye ektedir.

  1. 3. Barlas Tolan Konferansları Bir Cevap Yazın
  2. 2. Barlas Tolan Konferansları Bir Cevap Yazın
  3. 1. Barlas Tolan Konferansları Bir Cevap Yazın
  4. Barlas TOLAN’ı kaybettik… Bir Cevap Yazın